Dekan Prof. Dr. Nurdan Özmeriç Kurtuluş: Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği 51 yıllık birikimi ve tecrübesiyle ekol bir fakültedir
16 Mayıs 2019 11:59

1968 yılında ‘Ankara Diş Hekimliği Yüksekokulu’ adıyla kurulan ve 1982’den bu yana Gazi Üniversitesi’ne bağlı olarak hizmet vermeye devam eden Diş Hekimliği Fakültesi köklü geçmişi ve 113 öğretim üyesiyle Türkiye’nin sayılı diş hekimliği fakülteleri arasında yer alıyor. Fakültenin ilk kadın dekanı olan Prof. Dr. Nurdan Özmeriç Kurtuluş Gazi Haber’in sorularını yanıtladı.

Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi URAP sıralamasında dünyada 179’uncu sırada yer alıyor. URAP sıralamasında üniversitemizin en üst sırada yer alan fakültesi olarak bu başarının devamı için neler yapıyorsunuz?

URAP yani akademik performansa göre üniversiteler sıralamasında 2017 yılı raporu 30 Ekim 2017 tarihinde açıklandı. Üniversitemiz dünyada 669, Türkiye’de ise 7’inci sırada yer alıyor. Diş Hekimliği Fakültemiz ise dünyada 179, Türkiye de ise 6. sırada. Diş hekimliği fakülteleri içinde öğretim üyesi kadrosu en kalabalık fakültelerin başında geliyoruz. 2017-2018 alan sıralamasında ise Türkiye’de 4’üncülüğe yükselmiş ve bu açıdan Gazi Üniversitesinin dünya sıralamalarında en iyi fakültesi olmaya devam ederek başarısını arttırmıştır. URAP’ın temel aldığı kriterler makale ve atıf sayısı, bilimsel üretkenlik, makalelerin etki faktörleri ve uluslararası işbirlikleridir.

Bu başarının devamı ve artması için önceliğimiz fakültemizdeki Ar-Ge faaliyetleridir. Ar-Ge faaliyetlerini desteklemek ve koordine etmek amacıyla yönetimimiz döneminde ilk kez Ar-Ge komisyonunu kurduk. Bu komisyon tüm anabilim dallarımızdan eşit katılım ile kuruldu. Komisyonumuzun faaliyetlerinden bir tanesi TÜBİTAK 4007 proje desteği ile gerçekleştirilen Ağız ve Diş Sağlığı Bilim Şenliği’dir. Bu proje Türkiye’de diş hekimliği fakülteleri için bir ilktir.

Ağız ve diş sağlığı ile ilgili sorunlar, dünyada en sık görülen halk sağlığı problemlerinin başında geliyor. 2003 yılı Dünya Ağız Sağlığı Raporu’na göre; sanayileşmiş ülkelerde ağız hastalığı tedavisi en pahalı dördüncü hastalık olarak belirtilmiştir. Ar-Ge komisyonumuzun gerçekleştirdiği bu projenin amacı, toplumdaki her yaştan bireyin katılımına açık şekilde ağız hijyeni, diş fırçalama alışkanlığı, periyodik diş hekimi kontrolünün önemi, iyi bir ağız sağlığı için gerekli koruyucu önlemler, ağız hastalıkları ve ağız kanserleri gibi çeşitli başlıklar altında, ağız sağlığı konusunda halkın bilinçlendirilmesi ve bilgilendirilmesini sağlamaktı. Ağız-diş sağlığının önemi ile ilgili merak uyandıran, farkındalık oluşturan eğlenceli, eğitici, temel ve anlaşılır uygulamalar yoluyla halk ve bilimi buluşturmaktı.  Hem öğrencilerimizin hem de öğretim elemanlarımızın katıldığı bu şenliğe halkımızın katılımı yüksek oranda olmuş ve bu etkinlik başta TRT olmak üzere pek çok basın ve yayın organında yer almıştır.

Ar-Ge komisyonumuzun diğer bir faaliyeti ise Ankara’da organize şekilde var olmayan ve özel gereksinimi olan bireyler, yaşlılar ve çocukların diş tedavileri için bir poliklinik açmak için proje geliştirmektir. Yine Kasım ayında planladığımız ‘Genç Akademisyenler’ kongresi hazırlıklarımız tüm hızıyla devam ediyor.

Gazi Diş Hekimliği Fakültesini diğerlerinden ayıran farklılıklarımız için neler söylersiniz?

Türkiye’de diş hekimliği fakülteleri içinde temel tıp bilimleri, tıbbi mikrobiyoloji ve oral patoloji anabilim dalına sahip olan nadir bir fakülteyiz. Türkiye’nin birçok yerinden doktora, uzmanlık tezlerinin yürütüldüğü laboratuvarlara sahibiz. Bilimsel gücümüz, hem temel bilimler hem de klinik bilimlerimizdeki laboratuvarlarımızın teknik donanımından ve uluslararası projeler ve ortaklıklarda yer alan öğretim eleman ve üyelerimizin bilimsel birikimlerinden geliyor.

Fakültemizi Dünya’da ve Türkiye’de daha da üst sıralara taşımak için var olan akademik gücümüzü daha da motive ederek başarılarımızı devam ettirmek istiyoruz. Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi tüm diş hekimliği fakülteleri içinde en kalabalık öğretim üyesi (toplam 113 öğretim üyesi) ve elemanı (242 kişi) kadrosuna sahip olan fakültedir. Bu kadar geniş ve değerli bir kadroya sahip başka bir fakülte yoktur. Bu yapı bilimsel gelişmişlik düzeyinin önemli bir göstergesidir.

 

 

Ben diş hekimi olmak isteyen bir öğrenci olsam Gazi Diş Hekimliğini neden tercihlerimde en üst sıraya yazmalıyım?

Diş hekimliği eğitimi hem teorik hem de 4’üncü sınıftan itibaren klinik eğitimin de yer aldığı zorlu bir eğitimdir. Ayrıca ilk yıldan itibaren öğrencilerimiz preklinik laboratuvarlarda hasta simülasyonu denebilecek pratik eğitim de alırlar. Fakültemizde öğretim üyelerimizin sayıca tüm diğer diş hekimliği fakültelerinden fazla olması Gazi Üniversitesini tercih etmek için bir avantajdır. Çoğu illerde yer alan fakültelerde her bir anabilim dalına 2-3 öğretim üyesi düşerken bizde 15-20 arasında öğretim üyesi yer alıyor. Bu da hem lisans hem doktora hem de uzmanlık eğitimi için bizi tercih eden öğrenci sayısının artmasına fırsat sağlıyor. Bizim değerli hocalarımızın yetiştirdiği öğrenciler yurdun dört bir yanında açılan diğer fakültelerde yöneticilik ve öğretim üyeliği yapmaya devam ediyorlar.

Gazi Diş Hekimliği Fakültesi bir ekoldür. Yetiştirdiğimiz diş hekimleri klinik tecrübeleri ve bilgileri ile her zaman tercih edilen hekim olmaktadırlar.

Bir öğrencinin iyi yetiştiğini anlamak için en geçerli yol, ‘Mezun ettiğiniz öğrenciye kendi diş sağlığınızı emanet eder misiniz’ sorusuna verilecek olumlu yanıttır. Bütün hocalarınız adına söylüyorum ki, biz gönül rahatlığı ile Gazi Üniversitesi mezunlarımıza ağız ve diş sağlığımızı emanet edebilir, onların koltuğuna rahatlıkla oturabiliriz.

Bizim mesleğimiz usta çırak ilişkisidir ve diş hekimliği eğitimi her zaman çok sayıda hasta bakmayı gerektiren bir eğitimdir. Bu durum, bizim öğrenciliğimizde de böyleydi, ilerde de böyle olacaktır. Fakültemiz her zaman çok sayıda hastanın tercih ettiği bir sağlık kurumu olmaya devam ediyor. Yılda 90 bin hastaya sağlık hizmeti sunuyoruz. Öğrencilerimiz bazen bunaltan bu durumun avantajlarını, rekabetin üst düzeyde yaşandığı günümüz ortamında mezun olduktan sonra daha iyi anlıyorlar.

Yönetimimiz döneminde iki yıl önce başladığımız çekirdek eğitim programına (ÇEP) uyum çalışmaları devam ediyor. YÖK, diş hekimliği fakültesi açılma asgari şartlarına ÇEP’e uyumluluk şartını yeni ekledi. Bu durumu önceden öngörerek fakültemizde ÇEP’e geçiş çalışmalarını başlatmıştık. Yine ulusal akredite olan ilk fakülte olmak üzere çalışmalarımız devam ediyor. Bu da öğrencilerimizin gelecekte Gazi Üniversitesini seçme nedenlerinden biri olacaktır diye düşünüyorum.

Öğrencilerimizin yoğun ders programları ve sınavları arasında rahat bir nefes alabilmeleri için fakültemizde sosyal etkinliklere de yer veriyoruz. Tiyatro, fotoğraf, müzik, halk oyunları topluluklarımız, oral hijyen kulübümüz, Omfacell kök hücre topluluğumuz, voleybol, basketbol ve futbol takımlarımız gurur kaynağımızdır. Bu kadar yoğun eğitim yanında sosyal faaliyetlerin de yürütülebileceğini bizlere göstererek okulumuza yeni gelen öğrencilerimize umut vermektedirler.

Hem eğitim hem de hastane olarak hizmet veren bir kurumun başındasınız. Bunun avantajları veya dezavantajları nelerdir?

Çok yönlü hizmet etmenin keyfini yaşıyorum. Elbette verdiği yük bir o kadar ağır ama sadece eğitim kurumu olmadığımız, hastane hizmetleri ile halkımıza da sağlık konusunda yardımcı olduğumuz ve tedavi hizmetlerini bilimsel temellere dayanarak en güncel şekliyle yaptığımız için fakültem adına haklı bir gururu da yaşıyorum. O kadar çok talep görüyoruz ki, hastalarımızın en büyük yakınması randevularımızın biraz uzun zamana yayılıyor olması. Bunun için de gerekli önlemleri almak için her türlü çabayı gösteriyorum. Halkımız için ağız ve diş sağlığı hizmetinde güvenilir ve yetkin bir kurumuz.

Bildiğiniz gibi Gazi Üniversitesi 11 araştırma üniversitesinden biri olarak seçildi. Kurum olarak lisansüstü ve doktora eğitimlerine daha fazla ağırlık verilmesi planlanıyor. Bu süreçte Gazi Diş Hekimliği Fakültesi nasıl bir rol üstlenecek?

Temel olarak bir anabilim dalında doktora/sanatta yeterlilik programının açılabilmesi için o anabilim dalında gereken akademik özelliklerin yanında en az doktorası veya doçentliği program alanında ikisi profesör veya biri profesör ikisi doçent olmak üzere altı öğretim üyesinin bulunması şartı bulunuyor. Bu öğretim üyelerinden bir tanesi yabancı uyruklu olabilir. Doktora/sanatta yeterlilik programı için söz konusu öğretim üyelerinin, en az dört yarıyıl bir lisans ya da iki yarıyıl boyunca tezli yüksek lisans programında ders vermiş olması gerekmektedir. Diş hekimliği fakülteleri içinde bu şartları sağlayan fakülte sayısı çok az. Ayrıca Diş Hekimliği Uzmanlık (DUS) eğitimi başladıktan sonra birçok fakülte doktora programlarını kapatmak zorunda kaldı. Deneyimli öğretim üyesi kadrosu ve yukarıda bahsettiğim şartları sağlayan fakülte sayısı az olduğu için doktora eğitiminde Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi hep bir cazibe merkezi olmaya devam ediyor.

Fakültemizin kökleri 1968 yılında kurulan Ankara Diş Hekimleri Okuluna dayanıyor. 51 yılı geride bıraktık. Deneyimli ve köklü bir diş hekimliğe fakültesi olarak bundan sonraki hedefler nelerdir?

Gazi Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi o zamanki adıyla ‘Ankara Diş Hekimliği Yüksekokulu’ özel okul olarak 1968 yılında kurulmuş ve 20 Temmuz 1982’de yeni kurulan Gazi Üniversitesine bağlanmış. Bu 51 yılın, 30 yılına şahit olanlardan biriyim ve fakültemizin ilk kadın dekanı olarak son derece gururlu ve kıvançlıyım. Şu anda fakültemizde 113 öğretim üyesi ile eğitim ve öğretim faaliyetlerini yürütüyoruz. Bu öğretim üyesi ve elemanı kadrosuna sahip diş hekimliği fakültesi sayısı yok denecek kadar azdır. Bizim hocalarımızın yetiştirdiği öğrenciler şimdi yurdun dört bir yanında açılmış olan diş hekimliği fakültelerinde öğretim üyeliği ve dekanlık, başhekimlik yapmaktadırlar. Bu bağlamda fakültemizin diş hekimliğinde bir ekol olduğunu söylemek yanlış olmaz.

 

 

Ağız ve diş sağlığı konusunda toplumu ve özellikle çocukları bilinçlendirmek adına yakın bir süre önce ‘Ağız ve Diş Sağlığı Bilim Şenliği’ düzenledik. Ancak bunca etkinlik ve uyarıları rağmen ağız ve diş sağlığı konusunda eksiklerimiz var. Neden ülke olarak ağız ve diş sağlığımıza yeteri kadar önem vermiyoruz?

Günümüzde özellikle de gelişmiş ülkelerde ağız sağlığı genel sağlığın vazgeçilmez bir parçası olup yaşam kalitesini direkt etkileyen unsurlardan biridir. Ağız ve diş kaynaklı hastalıklar vücudun diğer sistemlerini de etkiliyor. Diabet, kardiyovasküler hastalıklar, romatizmal hastalıklar, sindirim ve boşaltım sistemi hastalıkları ile diş ve dişeti hastalıkları arasında iki yönlü etkileşim olduğunu biliyoruz. Örneğin dişeti hastalığının diabetin kontrolünü zorlaştırdığı, diabetin ise dişetindeki iltihabi durumu arttırarak diş çevresindeki kemik seviyesinde azalmaya yol açtığı bilimsel kanıtlarla ispatlandı. Son yıllarda hekim sayısı ve hastane, ağız ve diş sağlığı merkezlerindeki artış ağız ve diş sağlığı hizmetlerine ulaşmayı kolaylaştırsa da ağız sağlığı konusunun çok iyi anlatılması gerekiyor. Tedavi hizmetlerinden daha önemlisi koruyucu hekimlik uygulamalarıdır. Flor uygulamaları ile dişlerin güçlendirilmesi, hamilelik döneminden itibaren anne adaylarına ağız ve diş bakımı ile ilgili bilgiler verilmesi, okullarda bu eğitimlerin yaygınlaştırılması hastalıklar başlamadan önlenmesi için önemli adımlardır. 

Ülkemizde birçok üniversitede diş hekimliği fakültesi bulunuyor. Gelecekte ülkemizde bu kadar diş hekimine sizce ihtiyaç olacak mı? Bu kadar diş hekiminin olması gelecekte, sizce, ne gibi olumlu ya da olumsuz durumlara sebep olabilir?

Diş Hekimliği eğitimi temel tıp bilimleri ve klinik diş hekimliği eğitimini içeren, uygulamalı eğitimin teorik eğitim kadar ağırlıkta olduğu bir eğitimdir.

Eğitimde çeşitlilik akademik mükemmeliyet için olmazsa olmazdır. Önemli ve anlamlı öğrenme süreçleri farklı şehir, kırsal alanlar ve değişik coğrafik bölgeler gibi birbirinden ayrı sosyal çevreden gelen, değişik ilgi, yetenek ve bakış açısına sahip bireyler arasındaki etkileşim neticesinde gerçekleşebilir.  Programların, bu farklı bireyler arasında cinsiyet, ırk, etnik, kültürel ve sosyoekonomik çizgiler arasında fikirlerin ve inanışların derinlemesine değişimine olanak sağlayacak bir çevre yaratmaları gereklidir. Şu anda Türkiye ve KKTC’de vakıf ve devlet üniversiteleri olarak 73 sayısına ulaşılmıştır. Diş hekimliği eğitimini neredeyse her şehirde bir ya da birden çok fakülte açarak eğitim çeşitliliğini azaltarak, eğitim faaliyetlerini yerel ve sınırlı bir çevrede yapılır hale getirmiştir.

Farklı altyapılara, değerlere, inanış ve davranışlara sahip hastalara tedavi verebilmek ve hastaların sosyal, kültürel ve iletişim ihtiyaçlarına cevap verebilecek yeterlilikte hekim yetiştirmek için kültürel yeterlilik önemlidir. Diş hekimliği eğitimini seçen öğrenciler öncelikli olarak yaşadıkları şehirleri tercih edeceklerdir. Hekimlik mesleğine yönelen kişilerin kültürel yeterliliğine katkı sağlayan faktör, farklı altyapılara, değerlere, inanış ve davranışlara sahip hastalarla karşılaşma olasılıklarının artmasıdır. Türkiye coğrafyası hiç bir bölgede hatta şehirde homojen kültürel özellik göstermez. Bu nedenle öğrencilerin kültürel yeterliliklerini azaltan noktalardan bir tanesi, öğrencinin yaşadığı şehirde veya bölgede açılan fakülte sayısının çokluğudur.

Çeşitliliğin boyutları yapısal, programda yer alan dersler ve kurumsal çevreyi içermektedir. Yapısal çeşitlilik bilişimsel farklılığı işaret etmekte ve bir kurum ya da programdaki farklı altyapılardan (sosyal çevreden) gelen öğrencilerin, fakülte personelinin ve eğitimcilerin sayısal dağılımına odaklanmaktadır. Tıpkı öğrencilerde olduğu gibi fakülte çalışanlarının da aynı çevreden gelmesi yapısal çeşitliliği azaltan bir durum yaratmaktadır. Kurumsal etkiye baktığımızda ise bir diş hekimliği fakültesi; farklı altyapıya sahip öğrenci ve eğitimcileri yeterli çeşitlilik seviyesinde barındıracak, bu farklı altyapılardaki bireyleri bir arada tutacak sistematik ve odaklanmış çabayı gösterecek, kurumsal etkiyi sürdürecek stratejilerini düzenli olarak gözden geçirecek şekilde uygulama ve politikalara sahip olmalıdır.

Aynı bölge ve şehirde açılan diş hekimliği fakülteleri kurumsal etki yönünden, yukarıda sayılan yeterlilikleri karşılamadığı gibi aynı zamanda orta öğretim kurumlarına benzer özellik taşıyarak bir yükseköğretim kurumundan beklenen kurumsal etkiye sahip çeşitliliği gösterememektedir. Çok kültürlü çalışma ortamlarını öğrencilere sunamamaktadır. Bu durumda bir diş hekiminden beklenen hastalarına karşı göstereceği empati, sosyal sorumluluk ve diğer insanlara maddi ve manevi çıkar gözetmeksizin yararlı olmaya çalışma gibi profesyonel yaklaşımların gelişimi kısıtlanmış olmaktadır.

Diş hekimliği fakülte sayısının artışı ile sivil toplum kuruluşları, meslek örgütleri ve üniversitelerin dikkati çekmek istedikleri noktalar yıllardır biliniyor. Bu hususlar; istihdam fazlası mezun sayısı, iş bulma oranlarının azalması ile diş hekimliği mesleğine yönelen isteğin azalması, diş hekimliği gibi zor bir mesleğin ucuz emek gücü ile icrasına doğru gidiş, fazla sayıda açılan fakültelerde yeterli yetkinlikte eğitici bulmanın zorluğu ve bunun getirdiği eğitim yeterliliği ve yetkinliğine sahip mezun sayısının azalması, eğitim problemlerine bağlı malpraktis olgularının artışı, iş bulma olasılıklarının azalmasına bağlı diş hekimliği eğitimi alan mezunların mecburen farklı iş kollarına dağılması ve bunun getireceği psikolojik ve sosyal etkiler, açılan fakültelerin fiziksel ve teknik yetersizlikleri ile poliklinik hizmeti veremeyecek durumda olması ile ortaya çıkan ekonomik kısıtlılıklar (SGK ödemeleri) olarak sıralanabilir.

Bu endişelerin giderilmesi için atılacak adımların hem mesleğimiz hem de meslektaşlarımız için çok değerli olduğunu ifade etmek isterim.